TARİHÇE
 

Doğuda Adana, batıda Mersin, kuzeyde Pozantı, Çamlıyayla, güneyde Akdeniz ile çevrilidir.

Tarihi ve coğrafyası ile Neolithik dönemden beri çeşitli kültürlerin kaynaşma noktasını oluşturan ve Antik Kilikia’da stratejik bir öneme sahip olan Tarsus, Kilikia’yı İç Anadolu’ya bağlayan tarihi yolların kavşak noktasındadır. Güneyde Regma Gölü ile Akdeniz’e bağlantısı nedeniyle, ilk ve orta çağlarda deniz ticaretine açık liman kenti olmuştur.

Tarsus’un ismi ilk kez Hitit metinlerinde “Tarşa” olarak geçmektedir. Asur’lulara göre Que Krallığı’nın başkentidir. İ.Ö. 8. ve 7. yy.da Asur’lular Tarsus’u Tarzi (Tarzu) olarak isimlendirmişlerdir. İ.Ö. 6–5. yy.’da Asur ve Syennesis Krallıkları zamanında ismi değişmemiştir. Perslerin Tarsus’ta basılan sikkeleri üzerinde de Tarsus adına rastlanmaktadır. Tarsus “Miratüliber” adlı Arap tarihine göre, Nuh Peygamberin torunu Tarasis tarafından kurulmuştur. Tarsus’un ismi önce Grekçe Tarsos, daha sonra Latince Tarsus olarak kullanılmıştır.

Kuruluşuyla ilgili söylence ise şöyledir: Antik çağlarda Tarsus Çayı’na, yerli Kilikia halkı Kydnos ismini vermiştir ve Kydnos’un oğlu Parthenia, Kydnos’un denize döküldüğü yere kendi adı ile bir şehir kurmuştur. Tufandan sonra suların çekilmesi ile kurulan bu şehre Tersein (kurutmak ) adı verilmiştir. Tarsus’un Tevrat’ta Efsus, İncil’de Arsus, İslam kaynaklarında ise Hz. Adem Aleyhisselamın oğlu Şit Peygamber tarafından kurulduğu belirtilmektedir.

Tarsus’un merkezindeki Gözlükule’de yapılan arkeolojik kazılar tarihinin İ.Ö. 7000 yılına kadar indiğini göstermektedir. Gözlükule Höyüğü’nün çevresinde yerleşen Neolithik toplumun geçimini tarım ve ticaretle sağladığını arkeolojik buluntular göstermektedir. İ.Ö. 5000 yıllarında Kalkolitik dönemde taş ve maden aletler kullanılmıştır. İ.Ö. 3000–1200 ‘deki ticari ilişkileri sayesinde Tarsus, Kilikia şehirleri arasında önem kazanmış, ticaret merkezi olmuştur. Bu dönemde Orta Anadolu’da Hitit İmparatorluğu, Kilikia’da Kizzuwatna krallıkları hüküm sürmektedir. Gözlükule kazılarında Kizzuwatna Kralı Parivavatri’nin oğlu İşputahşu’ya ait bir mühür baskısı bulunmuştur. İ.Ö. 1650’de Hitit Kralı Telepinus ile Kizzuwatna Kralı İşputahşu arasında antlaşma yapılmıştır. Tarsus ve Kilikia İ.Ö. 1500’ den sonra Hitit İmparatorluğu topraklarına katılmıştır. İ.Ö. 1200’de Hitit İmparatorluğu parçalanmış İ.Ö. 1200-839’da Anadolu ve Kilikia’da birçok küçük prenslik ve krallıklar oluşmuştur. Tarsus bu krallıklardan birinin başkentidir. Asur metinlerinde Kral Salmanassar II’nin, Kilikia’daki Que Krallığı’na dört sefer düzenlediği ve Tarsus Kralı Kate’yi tahttan indirerek kardeşi Kirri’yi tahta geçirdiği anlatılmaktadır. Yörede sedir ağaçlarının bulunması Fenike tüccarlarının Tarsus’ta ticari bir üs kurmasına neden olmuştur. İ.Ö. 727–722 yıllarında Asur Kralı Salmanassar V. zamanında Tarsus, Asur Krallığının eyaleti olmuştur. İ.Ö. 722-705’de Kral Sargon II zamanında Que Prensliği, batıda Asur topraklarının koruyuculuğunu yapmaktaydı. İ.Ö. 705-681’de Illibru (Namrun) valisi Kirua’nın Tarsus’ta başlayan isyan hareketlerini, Asur Kralı Sanherip bastırmıştır. Asur’lulara karşı yapılan bu isyanın perde arkasında, batı krallıkları bulunmaktadır. Amaçları Kilikia ovasını ve Toroslardaki maden ocaklarını ele geçirmektir. Asur Kralı Sardanapal (668–626) döneminde Kilikia, Kimmerler tarafından yenilgiye uğratılmıştır.

Asur Krallığı’nın yıkılması ile İ.Ö. 612’de başkenti Tarsus olan Syennessis krallığı kurulmuştur. Ksenephon’a göre, Kilikia Kralı Syennessis’in karısı Epyaka’nın, Pers Kralı Kyros ile yakın ilişkisi olmuştur. Tarsus’taki savaştan sonra Syennessis ve Kyros arasında antlaşma yapılmıştır. Bu antlaşma Kyros’un ölümü ile bozulmuştur. Kilikia’da Syennessis Krallığı İ.Ö. 401 yılına kadar devam etmiştir. İ.Ö. 401 yılından itibaren Kilikia Pers İmparatorluğu’nun eyaleti olmuş ve Tarsus sikkelerinin üzerinde Pers Satraplarının isimleri yer almıştır. İ.Ö. 388–380 Tiribazzos, İ.Ö. 379–371 Farnabazos, İ.Ö. 379–373 Datames, İ.Ö. 372–369 Tarhamos, İ.Ö. 368–333 Mazaios gibi Pers Satrapları Tarsus’ta egemen olmuşlardır.

Makedonya Kralı Büyük İskender İ.Ö. 333’te Tarsus’u almış, Pers Satrabı Arsemes’i yenerek Kilikia’da Pers egemenliğine son vermiştir. Komutanlarından Nikador’un oğlu Balakros’u geçici bir süre için Tarsus’ta yönetime getirmiştir. Büyük İskender doğu seferlerinde iken, Balakros Tarsus Kral sarayında sevgilisi Glikira ile olağanüstü bir hayat sürmüştür. Bunu öğrenen Büyük İskender Balakros’un yerine komutanlardan Filatos’u getirmiştir. Büyük İskender’in ölümünden sonra İ.Ö.323’de imparatorluk parçalanmıştır. Kilikia ve Tarsus, generallerinden Seleukos Nikator’un eline geçmiştir. Seleukos Nikator kendi adı ile anılan Seleukos Krallığı’nın merkezini Babil’den, Antakya’ya taşımıştır. İ.Ö. 312–64 yılına kadar Tarsus, Anadolu Krallıkları, Ptolemaos’lar (Mısır), Seleukos ve Romalılar arasında sık sık el degiştirmiştir. Buradaki ilk Roma valisi Claudius’tur. Strabon’dan edinilen bilgilere göre Romalı hatip Cicero İ.Ö. 51-50’de Tarsus’ta eyalet valisi olarak bulunmuştur. İ.Ö. 48 yılında Iulius Caesar, Tarsus’a gelmiş, halkın yoksulluğu ve sefaletine son vererek yönetimde düzenlemeler yapmıştır. Halk imparatorun bu iyiliklerine karşın Tarsus’a Iuliopolis ismini vererek Caesar’ı onurlandırmışlardır.

Iulius Caesar’ın İ.Ö. 44’te ölümü üzerine yerine geçen Antonius’da Tarsus’a gelerek imar çalışmalarıyla kentin gelişmesini sağlamıştır. Antonius dünyanın en eski kütüphanesini Bergama’dan Tarsus’a nakletmiştir. Kısa zamanda zenginleşen Tarsus dünyanın ilgisini çekmiştir. Kleopatra ve Antonius, Tarsus için unutulmaz hizmetler vermiştir. Mısır’a dönen Kleopatra Antonius’u ikna ederek Mısır’a çağırmış ve İ.Ö. 37 yılında evlenmişlerdir. İ.Ö. 34 yılında Roma senatosu kararı ile Kleopatra ve Antonius’a karşı Romalılar savaş ilan etmişlerdir. Kleopatra ve Antonius yenilmiş ve Antonius kendini öldürmüştür. Actium savaşından sonra bütün Roma topraklarını kendine bağlayan Augustus, kendine sadık kalan Tarsus’u ödüllendirmiştir. Tarsus, Efesle boy ölçüşecek derecede zenginleşmiştir. İmparator Augustus İ.Ö. 31’de Actium savaşında Tarsus’un oynadığı siyasi rolü affetmiştir. Hocalarından Tarsus’lu Sadon’un oğlu Athenodoros’u Tarsus’a vali atamıştır. İ.Ö. 30- İ.S. 7 yılları arasında Tarsus için büyük hizmetler vermiştir. Bu tarihlerde Tarsus'ta Aziz Paulus doğmuştur.

İmparator Hadrianus 117’de Tarsus’u ziyaret etmiştir. İmparatoru Antonius Pius zamanında ise Tarsus yalnız Kilikia’nın başkenti olarak değil Likonia, Isauria bölgelerinin yönetim merkezi olmuştur. 260 ‘da Pers hükümdarı Sapur, Kilikia’yı istila ederek Tarsus’u yağmalamıştır.

261’de Suriye Pamir krallığı ittifakı, Pers Kralı Shapur’u yenerek bütün Kilikia’yı ele geçirmiştir. Ancak İmparator Aurelianus 270-275’de Pamir Krallığını yenerek Kilikia’yı tekrar Roma topraklarına katmıştır. 275-276’da Anadolu’daki Got Krallığı’nın, Kilikia’yı istilasından Tacitus kurtarmıştır. Tarsus 284–305 yıllarında bir Roma eyaleti olmuştur. Bu dönemde resmi dini olan çoktanrılı inanca, Hıristiyanların isyanları başlamıştır. İmparator Diocletianus bu sırada Tarsus’a yerleşmiştir. Baskı uygulayarak birçok Hıristiyanı katletmiştir. Bir söylenceye göre bu imparator devrinde yedi Hıristiyan genç, kentin 14 km. kuzeybatısında Eshab-ı Kehf Mağarası’na sığınmışlardır ve yaygın söylence onlardan bahsetmektedir. Ancak imparatorun Diocletianus olduğu kesin değildir. İmparator I. Constantinos zamanında 306-337’de Roma eyaletlerindeki isyanlar son bulmuştur. İstanbul’u hükümet merkezi yapan Constantinos zamanında, Hıristiyanlık büyük yardım görmüştür. Constantinos II ( 337–361)’den sonra tahta geçen Iulianus Apostata (361–363) zamanında Tarsus tekrar önem kazanmıştır. 363’te Pers savaşlarında ölen imparator kendi isteği üzerine Tarsus’a gömülmüştür.

Romalı komutan Pompeius’un aldığı Kilikia ve Tarsus 459 yılına kadar Roma yönetiminde kalmış ve bu dönemde ekonomik ve ticari alanda üstünlüğünü sürdürmüştür. Tarımla birlikte zeytin ve bağcılık önem kazanmış, şehir surları önemini kaybetmiştir. 395’de Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmış, Tarsus Doğu Roma topraklarında kalmıştır. Doğu Roma’nın ilk imparatoru Arcalius 395-408’de Kilikia eyaletini Tarsus, Seleukos ve Anazarbos olmak üzere üçe ayırmıştır. İmparator Iustinianus 527-565’te Tarsus’ta imar faaliyetlerini başlatmıştır. Bu dönemde Kydnos (Berdan) Çayı’nın taşkınlarından Tarsus’u korumak için, Iustinianus Kydnos Çayı’nın yatağını değiştirerek şehrin doğusuna almıştır. Tarsus Şelalesi bu sırada oluşmuştur. 6. yy’daki depremde büyük zarar gören surlar tekrar onarılmıştır.

Tarsus, 7.yy’dan itibaren Bizans İmparatorluğu, İran ve Araplar arasında sık sık el değiştirmiştir. Sıra ile Emevi Halifesi Muaviye, Abbasi Halifesi Harun Reşit ,Tarsus’u ele geçirmiştir. 965’de Arapların Anadolu seferlerinde ordu, Tarsus’ta konaklamıştır. Pozantı’daki savaşta Halife Me’mun ölmüş ve Tarsus’a gömülmüştür. Ulu Camideki mezarlardan biri bu halifeye aittir. Tarsus, Anadolu Selçuklu Devleti , Haçlı seferleri ve Memluklular zamanında meydana gelen el değiştirmeler nedeni ile eski ekonomik ve ticari üstünlüğünü kaybetmiştir. 1375’den sonra Ramazanoğulları ve Dulkadiroğulları Beyliği yönetimine geçmiş, 1517’den sonrada Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1832 yılında Mısır Hidivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa Tarsus’a gelmiş ve bu dönemde Tarsus’u çevreleyen surlar yıktırılmıştır. Bu surlardan yalnız Kleopatra Kapısı kalmıştır. 1839’da tekrar Osmanlı yönetimine girerek, Adana vilayetinin bir kazası olmuştur. 1918 ‘de Fransız işgaline uğramış ve Ankara Antlaşması’yla Tarsus, 27 Aralık 1921 tarihinde işgalden kurtulmuştur.